Engellendiğim Yerdeyim

Selma Oda tarafından tarihinde yayınlandı

Yaşamın anlam kazandığı yerde kendini bulur insan. Anlam nerede kazanılır? İnsanın kendini bulduğu yerde değil mi? İnsan, hayatında bazı anlarda durup bu soruları sormak zorunda kalır. Genellikle bu, bir engelle karşılaştığında olur. Çünkü engeller, insanın kim olduğunu, neye değer verdiğini ve yaşamın onun için ne ifade ettiğini sorgulamasına neden olur. Engel dediğimiz şey yalnızca önümüze çıkan bir taş, geçirdiğimiz bir hastalık ya da sahip olduklarımız, olamadıklarımız değildir. Engel, kimi zaman kendi içimizdeki korkularımız kimi zaman alışkanlıklarımız veya toplumsal beklentiler olabilir. Geçmiş deneyimlerimiz, öğrenmelerimiz, kendimize ve dünyaya dair sahip olduğumuz düşünceler ve daha birçok şey karşımıza engel olarak çıkabilir. Bir insanın yeteneklerinden şüphe duyması, daima kendini eleştirmesi, geçmişte yaşadığı bir olayın izlerini taşıması da bir engeldir. İlginçtir ki, insanın kendini bulması genellikle en zorlandığı anlarda, yaşamın ona sınırlarını hatırlattığı engellerle yüzleştiği zamanlarda gerçekleşir. Çünkü engeller, insanın gerçek potansiyelini ve özünü keşfetmesine vesile olur; insanı içsel bir yolculuğa çıkarır. Frankl, zorunlu çalıştırma kamplarında yaşadığı deneyimlerden sonra şöyle der: “İnsandan her şeyi alabilirsiniz ancak bir şeyi asla alamazsınız: Koşullara nasıl tepki vereceğini seçme özgürlüğünü.” Bir engelin hayatımızda nasıl yer edineceğini belirleyen şey bizim o engeli algılama biçimimiz, o engele karşı nasıl tavır takınmayı seçeceğimizdir. Yaşam engeller ve engebelerle dolu bir yolculuk esasında ve bu yolculukta karşımıza çıkanlar bizim anlam üretme fırsatı bulduğumuz zamanlardır. 

İnsan anlamı nerede bulur? Anlam kazanmak, çoğu zaman insanın değerleri, inançları ve hayatını nasıl şekillendirdiğiyle ilişkilidir. Ve insan, anlamı genelde kendi içsel yolculuğunda, dünyaya katkı sağladığı, bir bağ kurduğu ve kendi öz benliğini keşfettiği anlarda bulur. Belki şöyle diyebiliriz: Yaşam anlam kazandıkça insan kendini bulur, insan kendini buldukça da yaşam anlam kazanır. İnsan, ancak sınırlarını fark ettiğinde kendini gerçekten tanır. Bir sanatçı, eksiklik hissiyle en derin resmini yapar. Bir bilim insanı, bilinmeze olan merakıyla keşif yapar. Bir insan, kaybıyla yüzleşirken hayata daha farklı bakmayı öğrenir. Sayısız örnek sıralayabileceğimiz bu hadiselerin ortak özelliği, sınırlarımızı hatırladığımız engelleri yaşamımızda nasıl konumlandıracağımızı bizim şeçiyor oluşumuz. 

Tekrar hatırlayalım: Yaşam anlam kazandıkça insan kendini bulur, insan kendini buldukça da yaşam anlam kazanır. Belki de en büyük engel, anlamı dışarıda aramak ve kendini bulma cesaretinden kaçmaktır. O halde, engellerden kaçmak yerine onlara bir mercek gibi bakmayı denemeli: Bizi asıl kendimize götüren şey, belki de tam önümüzde duruyor. 

Tıpkı hayatta karşılaştığımız engeller gibi, bu yazıyı yazmaya çalışırken de en büyük engel yine kendim oldum. Yazının mükemmel olması gerektiği inancı, düşüncelerimi akışa bırakmamı engelledi. Oysa yazmak da, yaşamak gibi; ancak kendine izin verdiğinde, kendiliğinden akmaya başlıyor. Engel… Bu kelimeyi duyduğum anda onu yazmak istedim. Çünkü zihnimde tam olarak yerine oturdu. Kelimeyle alakalı çok fazla şey yazıp söyleyebileceğimi düşündüm. Ama işte ironik olan şu ki, bu yazıyı yazmaya çalışırken en büyük engel yine kendim oldum. Yazdıklarım mükemmel olsun isterken günlerce erteledim, yazabileceklerime odaklanamadım ve mükemmel olmayacağını düşündükçe yazmaktan korktum. Yazmaya oturduğumda bile zihnimde akan fikirler bir anda karmaşıklaşmaya başladı ve parmaklarımdan dökülmek yerine orada takılı kaldı. Videolar izledim, birkaç okuma yaptım ki zihnimde bir şeyler canlanabilsin. Sonra kendimi neden buna zorladığımı sorguladım. Kimsenin okumayacağını, silme ihtimalimin varlığını düşünerek hareket etmek istedim. Bugün, bu yazıyı yazarken engel kelimesini bizzat yaşadım. Kendi zihnimde oluşturduğum duvarları fark ettim. Ve sonunda anladım ki, asıl engel, zihnimde mükemmel bir şey üretme baskısını taşımamdı. Oysa engeller, bizi durdurmak için değil, dönüştürmek için var. Bu yüzden bu yazıyı, mükemmel olmasını beklemeden, sadece var olması için burada bırakıyorum.



Kategoriler: Psikoloji

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar yer tutucu

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.