Kültürün Panoramik Taşıyıcısı: Edebiyat

Bir toplumu diğer toplumlardan ayıran, kendine özgü nitelikler bulunduran ve gelecek nesillere aktarılabilen maddi manevi her şeyi kültür çatısı altında toplayabiliriz. Edebiyatla kültür ilişkisine baktığımızda ise kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasında taşıyıcılık rolünün büyük bir kısmını edebiyatın üstlendiği inkâr edilemez bir gerçektir. Edebiyatın bu işlevi milletlerin ortak bir kültür etrafında şekillenmesine de öncülük eder. Bu yüzden edebiyat ve kültürü keskin bir çizgiyle ayırmaya kalkmak pek mümkün olmayacaktır.
Her ne kadar ‘sanat sanat içindir’ yahut ‘sanat toplum içindir’ tartışmaları yıllarca sürüp gitse de edebiyat bulunduğu toplumdan, o toplumun kimliği mahiyetinde olan kültüründen istense de soyutlanamaz. Ufak bir kırıntı dahi olsa kültüre dair bir parça her zaman göz kırpar bir yerlerden. Çünkü edebiyat kültürden beslenir ve topluma ait değerler de edebiyatla yaşatılabilir. Edebiyat estetik zevk verme özelliğiyle birlikte yazıldığı döneme dair her açıdan çektiği fotoğraflarla bir panorama ortaya koyma özelliği ile de karşımıza çıkar. Romanlar, şiirler, hikayeler, destanlar aracılığıyla dönemin düşünce tarzından yaşayış tarzına kadar her türlü özelliği hakkında ip uçları yakalamamız mümkündür. Bu sebeple bir milletin edebi eserlerini o milletin kültür birikiminin taşıyıcısı olarak tanımlamak pek de yanlış olmaz.
Edebiyatın kültürle olan ilişkisini daha somut bir şekilde anlamanın yolu edebi eserleri incelemekle mümkün olabilir düşüncesiyle birlikte birkaç edebi eseri inceleyelim.
İlk örnek olarak Dede Korkut hikayelerini verebiliriz. Dede korkut hikayelerinde Türk kültürünün gizli kalmış yönleri bir cevher gibi parlamaktadır. Fuad Köprülünün: Tüm Türk edebiyatını bir kefeye, Dede korkut hikayelerini bir kefeye koysanız hikayeler ağır basar” ifadesi hikayelerin Türk kültür tarihi için ne kadar önemli olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Dede Korkut hikayelerinde örnek olarak aşağıya aldığımız ifadelerde kültürümüzde yoğun olarak yaşatılan sevgi, misafirperverlik, dayanışma vb. kültürel unsurların yer aldığını görmekteyiz:
Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı
Baki kalan settar Tanrı
Benim canımı alacaksan sen al
Azrail’e almağa bırakma ( Duha Koca Oğlu Deli Dumrul Destanı)
Bu dizelerde dönemin dini inancına dair Tanrıya duydukları sevgiye ve hayranlığa rastlamamız mümkün.
Oğlan anasının sözünü kırmadı. (Dirse Han Oğlu Boğaç Han Destanı)
Aileye verilen önem
Pay Püre Bey der: Oğul kudretli oğuz beylerini evimize çağıralım, nasıl uygun görürlerse ona göre iş edelim dedi (Kam Püre’nin Oğlu Bamsı Beyrek Destanı).
İstişare ve dayanışmanın önemi.
Han da Begil’i misafir etti, güzel at güzel kaftan, bol harçlık verdi. Üç gün de Begil’i av şikâr etiyle misafir edelim beyler dedi (Begil Oğlu Emre’nin Destanı).
Misafirperverliğin önemi
Matık-ut tayr’da Gülşehrî doğru konuşmanın önemi ile ilgili olarak:
Togru sözlü kişi anda merd ola
Egri sözlü âdemî nâ-merd ola (Mantıku’t-tayr 2223)

Karacaoğlan şiirlerinde de dönemin kültürüne dair birçok unsura rastlamamız mümkün.
Ağacın eyisi özünden olur
Yiğidin eyisi sözünden olur
İl için ağlayan gözünden olur
Ağlama hey gözü yaşın sevdiğim (Ağacın Eyisi Özünden Olur)
Cennet cehennem yoktur diyenler
İl hakkını alıp haksız yiyenler
Al yesil konaktan hükm’eyleyenler
Dur bakalım canım beyler kalır mı? (Cennet Cehennem Yoktur Diyenler)
Kaynak: SUCU, A. G. A. Ö. (2013). KÜLTÜR AKTARIMINDA EDEBİYAT EĞİTİMİNİN ÖNEMİ. ULUSLARARASI TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI KONGRESİ, (21).
0 yorum